
Sevgili İrma;
Güneşin ısıtamadığı, serin rüzgarların estiği bir yerdeyim. Başımı çevirdiğimde ilerdeki zeytin ağaçlarını görebiliyorum; savruluyorlar sağa sola ve ruhum da savruluyor onlarla beraber. Geçmişe uzanan anılarımın peşindeyim bugün yine.
Unutmak ne acı değil mi Arkadaşım? İstemiyorsan unutmayı, o zaman daha zor.
Bazen dağılıyor görüntün, buğulanıyorsun… Sisli bir hüzün geçiyor sanırım aramızdan ve ben senin yüzünü seçemez oluyorum böyle anlarda. İstemsiz kayıveriyor zaman ellerimden, telaşla yakalamak istesem de yakalayamıyorum bazı anıları…Adı unutmak oluyor.
Unutuyorum çoğu şeyi. Kendisine başka bir yaşam kurmak için, iki mahalle öteye giden babamı unutuyorum. Yalnız kalmış acılı bir kadına eşlik eden çocukluğumu da… Unutmam gereken, gereksiz sevgilere uzanıyorum, onları arıyorum. Oysa unutmamam gereken şeyler var... ve sana bu yüzden yazıyorum İrma.
Ankara’da zeytin ağaçlarımız yoktu bilirsin. Son baharda dökülen çınar yapraklarının arasında dolaşırdık. Kahverengi, sarı ve turuncuya dönerdi yer gök.
Bebeklerimiz vardı, büyütürdük onları çocuk parklarında. Bildiğimiz ne varsa onlara öğretmeye çalışırdık. ‘’ çiçekleri koparma – ağlıyor bak! ’’ derdik , “ O çocuğa vurma, paylaş oyuncağını, kardeşin sayılır o senin” ...
Ve onlara masallar uydururduk; insan olmanın çok güzel bir şey olduğuna inandırmak için.
Anne kediler, mutlu yavrularını büyütürdü arka bahçede, onlara süt taşırdık her gün.
Var olan her şeyi sevdiğimiz günlerdi o günler, umarsızdık acılara, gençliğimizle katlanırdık yokluğa, yoksunluğa.
Asık suratlı insanları bile severdik.
Pencere önlerinde oturmuş, sokağı seyreden yaşlı insanlardı onlar; el örgüsü, eski yün yelekler giyerlerdi, iç karartıcı renklerdeki giysileri olurdu üzerilerinde. Asık yüzlü maskeler takarlardı. Daha iyi görebilmek için; gözlüklerini burunlarının ucuna indirip, başlarını uzatır, gözlerini kısıp bakarlardı gelip geçenlere.
Üstelik her şeye öfkeliydiler; top oynayan çocuklara, yoğurtçuya, çöpçüye, mini etekli kızlara, kınayarak bakarlardı duvar üstünde oturan tüm gençlere; sanki biten çağlarının suçlusu bizmişiz gibi.
Onlara inattı özgürlüğümüz, uçuşan çiçekli maksi- mini eteklerimiz. Bu öfkeli insanların arasında bile sevgi doluyduk İrma, onları bile sevmiştik.
Şimdi yanımda olsaydın; unutalım mutsuzlukları derdin, sevmediğimiz ne varsa hatırlamayalım.
Kocan alkolde boğduğu beynini yitirerek kendine ihanet ederken… Kocam, bebeğimizin pembe dondurmasını kaybederken kumar masalarında… Döktüğümüz göz yaşlarımızı unutalım.
Bizim dostluğumuz takılmış fazredelim şu zeytin dallarına, sert rüzgarlara inat. Unutulmayacak olan dostluktur değil mi sevgili arkadaşım. İyi ki vardın, İyi ki vardın İrma…
Sedef Kandemir - öldüğün gündü Dostum