POZİTİF BİR BAŞKALDIRININ SESLİLİĞİNDE

POZİTİF BİR BAŞKALDIRININ SESLİLİĞİNDE

 

- Kadın Yazarlar Derneği : KYD -

İzmir’de geçtiğimiz Ekim ayında, “Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor” başlığı altında bir etkinlik gerçekleşti. İzmir Büyük Şehir Belediye’sinin de yadsınamaz desteği ile yaşama geçirilen proje kapsamında, yazmaya gönüllü çok sayıda kadın bu etkinlik çerçevesinde bir araya geldi. “Tarihi Havagazı Fabrikası’nın” kültür ve sanat etkinlikleri için düzenlenmiş salonlarından birini dolduran kadınlar; üç gün boyunca, yazar oldukları onaylanmış, edebiyat alanında ürünleri olan değerli yazar kadınlarla buluştular. Onların yazım serüvenlerini dinlediler ve kendilerini de yazmaya iten nedenler üzerinde konuşarak, duygu ve düşüncelerini paylaştılar.

Proje amacının, kadınları edebi anlamda bilgilendirmek, yazmalarının gerekliliği hakkında onları düşünmeye yöneltmek olduğu kadar, asıl amacının; sessiz bir kitleyi yazarak seslerini duyurmaya yüreklendirmek olduğuna şahit oldum.

Etkinlik süreci üç gündü ama bununla sınırlı değildi. Mart 2011’e kadar aralıklarla bir araya gelecek yazı gönüllüsü kadınlardan ürün bekleniyordu. Bu ürünlerin bir kitapta toplanması ve okura ulaşması amaçlanıyordu.

Etkinlik sonrası, atölye çalışmalarına katılan kadın sayısını gördüğümde, sessizliğe gömülmüş kadınlara seslerini duyurma vaktinin geldiğini hatırlatan, onları yazmaya yüreklendiren bu etkinliğin tasarımcılarını kutlamamak elde değil diye düşündüm.

 

Kimdir bu Türkiyeli kadınları sessizliklerini bozmaya davet eden diğer kadınlar?

 

Bu sorunun cevabı: KYD başlığı altında toplanmış ( şimdilik) bir avuç kadın; yani Kadın Yazarlar Derneği çatısı altında toplanmış yazı gönüllüsü kadın üyelerinden ibaret.

KYD; iki yıl önce İzmir merkezli olarak kurulan ve yaşamını başarıyla sürdürdüğünü gördüğümüz bir dernek:

“Edebiyat, sanat, kültür,  eğitim ve bilim alanında yazan, yayımlayan; kadından yana pozitif ayrımcılık yapmayı yaşam felsefesi edinmiş. Dinle yönetilmeye, ırkçılığa, savaşlara ve her çeşit emek sömürüsüne karşı olduklarını” Bildirilerinin başında vurguluyorlar. Bunun yalnız yaşadıkları toplumda değil tüm dünya üzerinde süren çarpıklıklara, eşitsizliklere, yoksulluğa, gericiliğe, bilgisizliğe yönelen bir başkaldırı olduğunu belirterek; “Yaşamı daha doğruya ve güzele dönüştürmek için” yazdıklarını ve “Kadının kurtuluşu insanlığın kurtuluşunun bir öyküsü ve işareti olacaktır” görüşünü ilke edindiklerini belirtiyorlar.

 

Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor – YAZİZMİR” Demokratik bir sivil toplum kuruluşu olan KYD’nin elbette ki tek etkinliği değil. Üçüncü kuruluş yılını süren derneğin hayata geçirdiği “TANIKLIKLARLA - 12 EYLÜL” Kitap projesi; basında ve başka yayın organlarından da izlediğimiz gibi başarılı etkinliklerinin başında geliyor. Bu proje kapsamında birçok kadın anılarını KYD ile paylaştı ve bu anılar “Tanıklıklarla 12 Eylül – Kadınlar Anılarını Paylaşıyor” Başlıklı kitapta toplandı. Kitap ikinci baskısıyla şu sıralarda okuyucusu ile buluşmaya devam ediyor.

 

“Her Şeye Karşın” Emekçilerinden biri olarak, okurumuza “Kadın Yazarlar Derneği’ni” daha kapsamlı tanıtmak amacıyla,  KYD kurucu üyelerinden olan ve dönem eş başkanlığını ve sözcülüğünü sürdüren; Sevim Korkmaz Dinç ve Nevzat Süer Sezgin’le az sonra okuyacağınız söyleşi için bir araya geldim. Sorularımı içtenlikle cevaplandırdılar. Kadınların seslilik haklarının arkasında olduğunu görmek ve inanmak gerçekten sevindirici bir duyguydu kendi adıma. Bu duyguyu bize yansıttıkları ve yaşattıkları için bu iki yürekli kadın yazarımıza bu sayfalardan teşekkürü bir borç biliyorum ve inanıyorum ki;  Fredrick Engels’in de söylediği gibi “Kadının kurtuluşu insanlığın kurtuluşunun bir öyküsü ve işareti olacaktır”…

 

Sedef Kandemir

2010 – İZMİR



KYD dönem eş başkanı ve sözcüsü Sevim Korkmaz Dinç ve Nevzat Süer Sezgin’ini biraz daha yakından tanımanız için onların kısa özgeçmişlerinden söz etmek istiyorum.

 

Sevim Korkmaz Dinç: Atatürk Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce bölümünü bitirdi. 1979 yılına kadar öğretmenlik yaptı. Devlete karşı geldiğinden işinden atıldı, bir yıl oğullarından uzak, içerde yattı. Doğduğu kenti Terk-i diyar etti. Karnının doyduğu yere vatanım dedi. Kendini Sosyalist feminist olarak tanımladı.

 

 Dergilere öyküler, makaleler yazdı. Yayınevi kurdu, dergi çıkardı. Arkadaşlarıyla KYD yi kurdu. Herkes öykü kitabı beklerken, Karanlık Bir Geceydi-12 Eylül 1980 isimli romanını bastı. Delikaya Rüzgarı isimli ikinci bir romanı bulunan yazar, Şu sıralarda üçüncü romanını yayımlamaya hazırlanıyor…

 

Nevzat Süer Sezgin: İvriz Öğretmen okulunu ve Ankara Üniversitesi Fen Fakültesini  bitirdi.
Devletin değişik okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptıktan  sonra 1986 yılında
Özel Koru Ana okulu ve Etüd merkezini kurdu.
İzmir Beyaz Nokta Gelişim Derneğinde ve Ege Çağdaş Eğitim  Vakfında, İzmir Okulöncesi Derneğinde eğitimle ilgili sivil toplum çalışmalarını sürdürmektedir.  ‘Ezbersiz Eğitim’ ve  ‘Bütünsel Eğitim’  projelerinin mimarlarındandır. ’Çocuk gelişimi, iletişim, İnsan gelişimine Medya’nın etkileri, demokratik yaratıcı kişilik gelişimi, üzerine pek çok çalışması bulunmaktadır.
Kadın Yazarlar Derneğinin kurucu üyelerindendir. 
Etki yayınlarından çıkan “Bilgi Toplumunda Eğitim ve Okullar” isimli  bir kitabı vardır.  TOP yayıncılığın derlediği ‘İlk Okuma Yazma’ isimli bir ortak yapıtın yazarları arasındadır. Kurucusu olduğu Koru Sanat Merkezinin küçük şairlerinin ve öykücülerinin eserlerini kitaplaştırarak Türkiye’de bir  İLK’i gerçekleştirmiştir..
Ayrıca çeşitli dergilere yazılar yazarak, davet edildiği kurumlarda, söyleşiler, seminerler yaparak, anne baba, öğretmen eğitimiyle, çocuk edebiyatıyla ve kadın sorunlarıyla ilgili çalışmalarını sürdürmektedir.
İki çocuk annesidir.


Her Şeye Karşın Dergisi – KYD söyleşisi:

 

Karşın -  Sizleri KYD oluşumunu gerçekleştirmeğe götüren süreç nasıl ve ne zaman başladı, neler yaşadınız?

 

 

N.S. Sezgin -  Ben kendi payıma ezilen, ayrımcılığa uğrayan her kesimin daima bir araya gelerek örgütlemesinden yana bir insanım. Beni, Kadın Yazarlar derneğinin kurulması aşamasına getiren en belirgin neden bu. Çünkü başına kadın gelen her işte kadınların ezildiği, daima ikinci sınıf yurttaş muamelesi gördüğü ne yazık ki gerçek. Bu genel doğru, yazma eylemiyle uğraşan kadınlar için de geçerliydi. Kendim gibi insanlara rastlayınca bu iş kolaylaştı. İki konuda zorlandığımızı düşünüyorum. Birincisi; ‘yazarın kadını erkeği mi olurmuş?’diye düşünen zihniyete kendimizi anlatmak. Ne yazık ki bu zihniyet yalnızca erkelerde değil kadınlarda da karşımıza çıktı. İkincisi ise; ‘yazar’ sözcüğünden sadece edebiyatla uğraşanların anlaşılması. Oysa ‘Yazar’; ‘Yazma eyleminde bulunan kişi’dir. Biz bu kavramı edebiyatın tekelinden kurtarıp,  duygularını, düşüncelerini, fikirlerini, araştırmalarını yazan eğitimci, edebiyatçı, gazeteci, bilimle uğraşan kadınları da derneğimiz çatısı altında topluyoruz.

 

S. K Dinç - Kadın olduğumun farkına vardığım günden bu yana, kadınların bulunduğu her yerde olmaya ve bildiklerimi paylaşmaya ve deneylerimizden yararlanmak için her yolu denemeye, dönüşmeye, dönüştürmeye ve çoğalmaya çalıştım. Bu süreç bazen 12 Eylül darbesiyle kesildi, bazen de kadınlar arasındaki görüş farklılıkları nedeniyle çalışmalarım yavaşladı.  Ama hiç aralıksız her koşulda ve her yerde devam etti. İnsan kavramı içine alınmayan kadınların biz de insanız mücadelesi tarihe damgasını vururken yaşadığımız coğrafyada da bu mücadele devam etti. Zaten,  “kadın olmak” sürekli öğrenilen bir insanlaşma süreci değil de nedir ki?  

Yaşadığım değişik şehirlerde kadınlar farklı amaçlarla bir arada küçük gruplar oluşturuyor, yaşamlarındaki zorluklarla başa çıkmanın yollarını arıyorlardı. Yazan kadınların bir araya geldiği okuma, yazma deneyimlerini paylaştıkları pek çok yazma grubu sayabiliriz. Bazısı adsız, bazıları yazdıkları konuya  göre ad alan bu gruptaki kadınların amacı kendilerini ifade etme, tarihe bir ad bırakma çabasıdır ve çok önemlidir. Biz de yıllar önce “kadın olmayı”, ülkenin içinde bulunduğu durumu, kadınlık sorunlarımızı ve çözüm yollarını tartışarak, toplantılar yapmaya başladık. Bu çalışmaların sorunda belirli amaç ve ilkeler etrafında bir araya gelen kadınların oluşturdukları bu örgüt çıktı ortaya. 2008 yılı resmi kuruluşumuzun yılı oldu. 

Ama karşılaştığımız zorluklar hiç de küçümsenecek şeyler değildi. Amaç ve ilkelerimiz herkes tarafından kabul edilmesine rağmen üyelerimiz arasında teoride kabul edilen fikirlerin uygulamaya gelince eril düşüncenin etkisiyle şekil değiştirmesine tanık olduk. Kadınlar binlerce yıl o kadar baskı ve eril sistemin kodlarıyla şekillenmişlerdi ki; yeni bir kadın dünyasının varolması için yapılan çalışmaları düşlemeleri, düşlerini yaşama geçirmeleri engelleniyordu. Bu engellerlerle mücadele etme, eril sistem devam ettiği sürece de devam edeceğe benzer. Görünüşte çok basitmiş gibi görünen kocanın eve geliş saati, çocukların sınavları, akşam yemeğinin olup olmayışı, parasal durumlar çalışmalarımızı aksatabiliyordu. Ama kadın çalışması bu “basit” sorunlara çözüm bulma sanatını da içinde barındırıyor. Dünya ve ülke sorunlarına bakış da tartışmalara yol açıyor bazen ortak karar almamıza engel oluyordu. Ama bu tartışmalar bizleri güçlendirdi, zenginleştirdi ve ortak düşler görmemize yol açtı. 

 

Karşın - Birçok kişinin, derneğin ismini oluşturan cümle başında yer alan “Kadın” Tanımına karşı çıktığını biliyoruz. Yazan kişilerin cinsiyetini belirtme gereğini görmenizin nedenlerinden biraz bahseder misiniz?

 

N.S.Sezgin –  İlk soruda da biraz değindim. Bunu kuruluş bildirgemizde de uzun uzun anlattık. Bu ERK-EK EGEMEN yönetimlere ve bu yönetimlerin zihniyetine yönelik bir başkaldırıydı. Kısaca bu başkaldırı kadının kalemi eline alıp kendisini dile getirmeye, kendi adını kendisinin koymaya, simge olmaktan çıkıp simgeleyene dönüşmeye kalkışmasıdır. Kadın Yazarlar Derneği egemen ideolojinin anlam yükleriyle donanmış dilin, kadınların değerleri, duyguları ve düşünceleriyle yeniden yaratılarak, yaygınlaştırılarak yeni ve bağımsız bir ‘Dilbilgisi kültürünün’ oluşmasını, kadınların dayanışmasını ve paylaşmasını sağlasın istedik.

 

S.K.Dinç -  Toplumsal cinsiyet rollerini tartışmak yaşamımıza yeni giren bir kavram. Onun için bu gibi eleştiriler düşünmenin, farkına varmanın bir belirtisi. Eşitliksiz bir toplumda kadından yana pozitif ayrımcılık yapmadan bu eşitliği sağlamak mümkün değil. Biz de “KADIN” ı başa alarak bu ayrımcılığı savunduğumuzu belirttik. 

Konuşacak çok şey var aslında ama yazmaya gelince bunu sınırlamak zorunda kalıyoruz. Bakalım ben de kısaca anlatabilecek miyim? Eril sistem bizi kendimizden uzaklaştırıp, yalnızlaştırıyor. İçinde yaşadığımız doğadan uzak, sevgisiz, eşitliklerin olmadığı, paylaşımsız yaşam hepimizi hasta, eksik kişiler olarak önüne takıp götürüyor. Bize biçilen kadınlık rolleriyle, yapay kimliklerle varolurken “kadın olmak” öğrenilmesi, öğretilmesi gereken bir sürece dönüşüyor. Başkalarının varlığıyla varolabilen kadının kendi tarihini oluşturması, kendi adını koyması ve barış, özgürlük, eşitlik fikirlerinin uygulandığı kimsenin kimseyi sömürmediği yeni bir dünyanın  kurulması ülküsünü gerçekleştirmesi gerekiyor. Oysa bu istek ve ülküler kendi kendine varolacak ideler değiller. Onun için kadınların bir araya gelerek deneyimlerini paylaşması, örgütlenmesi ve gücünün bilincine varması gerekiyor. Bu her alanda olduğu gibi “yazma” eyleminde de böyle. Hele kadının yazıya geçmesinin ne kadar geç başladığı düşünülürse. Onun için eril düşünce kodlarını yıkıp yeni bir yazma deneyimi edinebilir miyiz? Kadın yazarların yazmaya bakışını özgürleştirebilir miyiz? gibi bir dolu sorunun yanıtı gizli bu adın altında. 

 

 

Karşın - KYD’nin üçüncüsünü yaşadığınız bu döneme kadar geçen sürede ne gibi zorluklar ya da kolaylıklar yaşadınız, bu süreçte gerçekleştirdiğiniz projelerinizden biraz bahseder misiniz, KYD neler yaşadı?

 

N.S. Sezgin –  “Paylaşalım çoğalalım” Projesini ilk kuruluşumuzdan başlayarak yaşama geçirdik ve geçirmeye devam ediyoruz. Kadınlığı ilgilendiren pek çok konuda halka açık söyleşiler, paneller düzenliyor, konuların uzmanlarından bilgiler alıyor, tartışıyor ve çoğalıyoruz. “Bir Demet Öykü” projemizle derneğimize üye dört arkadaşımızın öykü kitaplarını İlya Yayınları’nın da desteğiyle yayınladık. Kitap fuarlarına katıldık, stantlarda arkadaşlarımız kitaplarını imzaladılar ve fuarlarda derneğimizi ve projelerimizi tanıttık.

‘Tanıklıklarla 12 Eylül –Kadınlar Anılarını Paylaşıyor’ kitap projesini yaşama geçirdik. Kitabımızın birinci baskısı bitmek üzere. Bu projeye bağlı olarak “GEZE YAZA KYD” projesiyle, Mardin, Antalya, Denizli, Antakya illerine gittik.Geze Yaza KYD projesi sürmekte. Kasım ortalarında davet edildiğimiz Londra’ya gideceğiz. Son olarak ‘Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor’ projesini yaşama geçirdik.

 

S.K.Dinç -  Elbette, bahsederim. Yukarıdaki yanıtları verirken zorluklardan bahsettim burada kolaylıklara değinmek gerekirse, birçok ilden kadın arkadaşlarımız projelerimizin uygulanmasında görev aldılar. Duygu ve düşüncelerini paylaşarak bize destek oldular. Yayın organlarında bize yer verdiler. Bunlar bizi daha çok çalışmak için yüreklendirdi. 

Bir çok proje yaptık. Paylaşalım  Öğrenelim, Bir Demet Öykü, Tanıklıklarla 12 Eylül- Kadınlar Anılarını Paylaşıyor, Geze Yaza KYD, Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor, gibi. Yeni projemiz “Öteki kadın Öyküleri” Bunların hepsi sürekli uygulanabilir projeler. Önemli olan tek nokta bu projeleri uygularken kendi öz gücümüzle hareket etmemiz ve örgütsel bağımsızlığımızı korumamız. 

 

Karşın -  Bildirilerinizde “Özgürleşmek, dönüşmek ve dönüştürmek için” sözleriyle kadınları yazmaya davet ettiğinizi okuyoruz. KYD’nin bu anlamlar içerisinde belli bir duruşu var mı? Nasıl bir özgürlüktür, dönüşümdür ve dönüştürmeğe davettir bu?

 

 

N. S. Sezgin - Yazmanın ancak özgür zihinler ve yürekler tarafından eyleme geçirildiği takdirde kalıcı olacağına inanıyorum. Gerçek özgürlük ise ERK-Ek egemen kültürün kadınlara dayattığı bütün kısıtlamalardan,  önyargılarımızdan kurtularak kendi benliğimize dönebilmekle mümkündür. İşte ancak o zaman dönüşebiliyoruz. Kendi benliğine, duygularına, arzularına, fikirlerine, ütopyalarına sahip çıkabilen ve bunları mevcut eril dilin baskısından kurtararak yazabilen kadınlar hem kendilerini hem de çevrelerini özgürlüğe ve adalete doğru evriltmiş olacaklardır.

 

S.K.Dinç -  Özgürlük tartışmaya açık bir kavram. Kişisel özgürlükler mi anlatılıyor, yoksa kadının özgürleşmesi mi? Soruları çok soruluyor. Kişisel özgürlükler de sistemden bağımsız olamaz aslında ama günümüzde özgür olmayan insanlar, kişisel gereksinmelerini karşılayabilmeyi özgürlükmüş gibi algılıyor. İnsan düşüncelerini geliştiremezse, verilen kodlarla düşünürse nasıl özgür olabilir ki?  Yoksulluğun, işsizliğin olduğu, kadınlarda okuma yazma oranının çok düşük olduğu, düşünce özgürlüğü, vicdan özgürlüğü, inanç özgürlüğünün olmadığı bir ülkede özgürlükten bahsedebilir misiniz? Yazmakta da öyle. Bize öğretilen kalıpların dışına çıkmadan yazamıyorsak, bu kalıplar içinde yazmak zorundaysak özgürlükten bahsedebilir miyiz? Zindanlarda düşüncelerinden dolayı kadınlar varolduğu sürece hangi özgürlükten bahsediyoruz? Namus için kadınların öldürüldüğü, dini kurallara uyarak kadının örtünmeye zorlandığı bir eril sistem de kadın özgürlüğünün ne anlama geldiği çok tartışılmalı. Ama tüm bu saydıklarımızın ışığında bilincimizi özgürleştirmek ve bu özgürleşme yolunda mücadele etmemiz gerekir. İşte biz bunu anlatmak istiyoruz. Dönüşmek ve dönüştürmek de tüm bunların farkına varmayı içeriyor. 

 

 

Karşın -  “ Tanıklıklarla 12 Eylül – Kadınlar Anılarını Anlatıyor” başlığını taşıyan bir anı kitabı, dernek adına bastırarak, toplumumuza ve tarihe kazandırdınız. 12 Eylül’ü içeren bu başarılı projeyi gerçekleştirmek fikri nasıl başladı? Sürecinde neler yaşandı? Sonucunda yaşadığınız duygular nelerdir?

 

 

N: S: Sezgin - 12 Eylül’ün üzerinden 29 yıl geçti. Kadınların çoğu bu askeri darbede yaşananları yazamadılar. Biz biliyoruz ki dünyayı anlayabilmek, dönüştürebilmek için tarihimizde yaşananlara sahip çıkmalıyız. Resmi tarih 12 Eylül’ü tam olarak yazmadı, yazamadı. Hele kadınlar hemen hemen hiç anlatamadılar. Bunları böylece konuşurken haydi bir çağrı yapalım ve kadınlardan tanıklıklarını isteyelim dedik. Projemizi yaptık, duyurularımızı gerçekleştirdik ve anıların gelmesini beklemeye koyulduk. Önce pek fazla anı gelmedi.Bu da kadınların sözlü anlatımdan, yazılı anlatıma geçmelerinin zorluğunu bir kez daha anlamamıza sebep oldu.

Süreyi biraz uzattık ve ülke çapında ikinci bir duyuru yaptık.

Gelen anılar içinden seçim yaptık ve kitabı yayımladık. Kitap çok ilgi gördü. Elbette ben kendi payıma böyle bir projeye kalkıştığımız için çok memnunum. Sizin de söylediğiniz gibi 12 Eylül askeri darbesinin kadınlara neler yaşattığını, yine kadınların kalemlerinden toplumumuza kazandırdık, hem de pek çok kadının eline kalemi almasını sağladık.

 

S.K.Dinç -  12 Eylül Faşist darbesinin tanığıyım. Hem işkencelere tanık oldum hem de cezaevinde yatarak o günleri yaşadım. Ama aradan geçen 30 yıl içinde romanlarda, öykülerde, şiirlerde ve filmlerde özne hep erkeklerdi. Kadınlar bu erkeklerin bakış açısıyla anlatılıyor, onlar tarafından öyküleniyordu. Ne işkencelerden sonra sakat kalan kadınlar, ne yıllarca içerde olanlar, ne işkencede yiğitçe direnenler, ne de işsiz kalan, sürgüne giden, oğlunun ve kızının başına bir şey gelmesin diye çeşitli fedakârlıklarda bulunan kadınlardı bu özneler. Hep birinin eşi, sevgilisi, anasıydı. Bu kadın tarihine büyük bir haksızlıktı. Bu haksızlığı ortadan kaldırmak, onlara söz vermek, tanıklıklarıyla tarihe iz bırakmalarını istedik. Böylece proje başladı. Süreç de yaşadıklarımızla zamanınızı almak istemiyorum ama her yerde tanıklıklarını şimdiye kadar paylaşmayan kadınların yüreklendiğini başına gelenleri yazmak istediklerine tanık oluyoruz. Sanki ölü toprağı serpilerek suskunlaşan bu kadınların silkindiğine tanık oluyoruz. Duyduklarımız ve anlatılanlar, kadınların söyleyecek çok şeyleri olduğunu ispat ediyor. 

 

Karşın - Geçtiğimiz ay içinde başarılı bir etkinliğe imza attınız. “Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor – YAZİZMİR” başlığıyla izlediğimiz etkinliğin size yansımalarından kısaca bahseder misiniz?

 

N, S. Sezgin - Etkinlik bence muhteşemdi. Katılımcı kadınlar ve konuk yazarlar üç gün boyu bir arada oldular. Yazma eylemiyle ilgili pek çok konu tartışıldı ve öykü, şiir, düzyazı işlikleri düzenlendi. İşlikler Mart ayına kadar devam edecek ve sonunda çıkan ürünler kitaplaşacak.

 

S. K. Dinç - Çok olumlu karşılandı. Kadınlar kendilerini ifade edecek bir alan buldukları için mutlular. Bu hem onlarla çalışan bizlere iyi geliyor hem de kadınlar arasındaki dayanışmayı arttırıyor. 

 

Karşın -  “YAZİZMİR” Diye başlayan bu projeniz İzmir Kenti sınırları içinde mi kalacak, farklı bölgelerde de sizleri görecek ve okuyabilecek miyiz?

 

N. S. Sezgin - Bu proje bize destek verecek tüm belediyelerle devam edebilir. Yeter ki, diğer belediyeler İzmir Büyükşehir Belediyesi gibi kadınların yazmasına önem versinler ve destek olsular. Biz projemizi yaygınlaştırmaya hazırız.

 

S. K. Dinç -  Birkaç ilde daha yapmamız teklif edildi. Bunların hazırlıklarına yakında başlayacağız. Merak etmeyin bizden kolay kolay kurtulamayacaksınız. 

 

Karşın -  Son olarak KYD’nin geleceğine dair duygu, düşünce ve inancınız nelerdir?

 

N. S. Sezgin - Ben KYD’nin geleceğinden çok ümitliyim. Daha üç yıl bile dolmadan uzun yıllardır var olan pek çok yazar örgütünden daha fazla iş yaptık. Üyelerimiz arasında gerçek bir ekip bilinci oluştu. Şimdi ‘Kadınların Kaleminden Öteki Kadın Öyküleri’ projemizi ülkemizin her yerine duyurduk.5 Ocak 2011 katılım için son gün. Heyecanla gelecek öyküleri bekliyoruz.

 

S.K. Dinç -  Zor bir soru. İyi doğru ve güzel şeyler yapacağımıza inanıyorum. Üyelerimiz her yerde farklı  etkinlikler düzenliyor, ama kim yarınını garanti edebilir ki? 

 

Karşın – Yoğun çalışmalarınızın arasında vakit ayırdığınız, sorularımıza içtenlikle yanıt verdiğiniz için Karşın Dergisi ve okurları adına teşekkür ederim. Bu oluşumun kadının süregelen özgürlük savaşı yolunda yeni açılımlara vesile olacağına inancımla, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

N.S Sezgin – S. K. Dinç – Biz teşekkür ederiz…

 

22. Sayı Her Şeye Karşın Dergisi Adına:

Sedef Kandemir

 İZMİR – 2010

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Sedef Kandemir
Bence Exclusive
Anasayfa | Özgeçmiş | Öykü | Deneme | İletişim
Copyright © Sedef Kandemir 2010
Mevsimsiz