
Hepiniz hoş geldiniz
Bu hafta içinde Şiddet- İffet- Hiddet konulu etkinliğimizin ilkini gerçekleştirdiğimiz Konak Halk Eğitim kurslarının verildiği Tülay Aktaş salonunda Kursiyer hanımlarla birlikteydik. Yer Kadifekale’ydi. Benim etkinlik sürecinde gözlediğim kadarıyla izleyici kadınlar gerçek bir ilgiyle anlatılanları dinlediler. Söyleşi sonrası olumlu tepkilerini görmek de ayrıca sevindiriciydi.
Söyleşimizin sonunda sevim Korkmaz Dinç’in yönelttiği sorulara cevap verirlerken ne köken, ne yöre, ne töre, ne de kültür farklılığı gibi sorunlarla yaşadıkları olumsuzlukları dile getirmediklerini gördük. Kadın olmaları nedeniyle yaşadıkları baskının tüm kadınların tek ve ortak sorunları olduğunun bilincindeydiler.
Yaşadıkları şiddetin nedeni olarak, hemen hepsinin ortaklaşa düşünceleri; zamanında onlara verilmesi gereken bir eğitimden yoksun olmalarıydı. Ekonomik yaşantılarına katkı sağlayacak bir iş olanağı bulduklarında üzerlerindeki baskının hafifleyeceğini, daha saygı göreceklerini düşünüyorlardı. Benimle konuşan genç bir kadın oradaki kurslara katılmasının bile eşinin davranışlarında olumlu bir farklılık yarattığını anlattı.
Çoğunluğu yaşadıkları şiddeti içtenlikle dile getirdiler ve yine çoğu bu toplumda kadın olmanın onlara eşitsizlik olarak döndüğünün bilincindeydiler.
Kısacası panel sonrası onlarda yarattığımız açılımın farkındaydık.
Ben; istatiksel olarak hazırlanmış çalışmalardan yararlanarak hazırladığım çalışma ile kadına yöneltilen şiddetin boyutunu onlara göstermeye çalıştım.
İleteceğim bazı sayısal verilerin, yaşanılan şiddetin boyutları hakkında sizleri bilgilendirmekten de daha fazlasını sağlayacağına inanıyorum diye söze başladım. Neleri kanıksadığımızı, yaşadığımız ama bize hoş gelmeyen davranışların hangileri olduğunu, hatta birçok haksız davranışları nasıl ve ne zaman, giderek olağan karşıladığımızı anımsar ve üzerinde düşünürüz diye de umuyorum dedim. Aynı umudu şu anda da sürdürüyorum.
“Şiddet” vurgusu oldukça etkili ve baskın bir sözcük; Karşıt görüşte olanlara karşı kullanılan kaba kuvvet olarak tanımlanıyor.
Tüm ülkelerde; insanlar üzerinde ölüme, yaralanmalara, psikolojik bozukluklara neden olabilecek uygulamalar sonucunda dünya sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilmekte ve yine pek çok ülkede olduğu gibi toplumumuzda da genelde erkeğin kadına ve çocuğa uyguladığı aile içi şiddet olarak öncelikle akla gelmekte.
Dünya sağlık örgütünün 2000 yılı raporunda şiddetin en fazla aile ortamına ve kadına yöneldiği bildirilmekte olup, gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalar kadınların 2/3 sinin eşleri tarafından şiddete maruz kaldığını göstermektedir, Gelişmekte olan ülkelerde ise bu oran % 20- 50 civarındadır.
Dünya geneline baktığımızda kadına uygulanan şiddetin coğrafyasının, ırk ve kültürel farklılığının olmadığı açıkça görülüyor.
Avrupa’da yapılan araştırmalar 16 ve 44 yaş arasındaki kadın ölümlerinin nedenlerinin başında şiddetin geldiğini göstermektedir. Ülkemizde yapılan araştırmalarda ise her 10 kadından 4 ünün şiddete maruz kaldığı 2009 yılı kayıtlarında ortaya çıkmaktadır.
Yaşadıkları şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı ise % 48.5…
Şiddetin önlenmesi amacıyla yapılan ve şiddetle mücadele sürecinde oldukça önemli bir katkı olan bu istatiksel çalışmalar yine göstermektedir ki; ülkemizde 2002’den bu yana kadına yönelik şiddet yüzde bin 400 oranında artarken, 2009 yılının ilk 7 ayında öldürülen kadın sayısı ise tam 953 olmuştur.
Unicef’in 20. kuruluş yılı nedeniyle hazırladığı raporda Türkiye çocuk yaşta evliklerde orta doğu ve Avrupa ülkeleri sıralamasında ikinci sırayı almış ve kadınların yarısından çoğunun şiddete maruz kaldığı bildirilmiştir. Ayrıca Türkiye; aile içi şiddette kadını erkeğin şiddetinden koruyamadığı için AİHM ‘de cezaya çarptırılan ilk ülke olmuştur.
AİHM, Türkiye’nin şiddet gören bir kadını, savcılığa başvurduğu halde, eşinden koruyamayarak ayrımcılık yaptığına hükmederek, davacı olan Nahide Opuz’a 36 bin 500 Euro ödemesine karar vermişti.
Türkiye’de sadece bu Ekim ayında 18 kadın eşleri ya da akrabaları tarafından katledildi. Yakın yıllarda ise ürpertici ölüm haberleriyle kamuya mal olan isimleri çoğumuz biliyor ve hatırlıyoruz.
Güldünya’yı ve acı sonunu tüm Türkiye yakından bilmektedir. Güldünya Tören 2004 yılında evlilik dışı ilişkisinden anne olduğu için yaralandı daha sonra hastanede tekrar saldırıya uğrayarak katledildi.
Aynı şekilde:
Birgül Işık (Elazığ - 2005): TV programında şiddet gördüğünü söyleyince oğlu tarafından
* Çiğdem İnce (İzmir - 2003): Evlilik dışı hamile kaldığı için ağabeyince
* Evrim Sarıçiçekler (İstanbul - 2005): Ailesinin karşı çıktığı kişiyle evlendiği için ailesinin görevlendirdiği bir kişi tarafından
* Kadriye Demirel (Diyarbakır - 2003): Tecavüze uğrayıp hamile kaldıktan sonra ağabeyi tarafından
* Pınar Kaçmaz (Diyarbakır - 2002): Evden kaçıp mankenlik ajansına başvurduğu için babası ve ağabeyi tarafından
* Şemse Allak (Mardin - 2002): Evlilik dışı ilişkiye girdiği gerekçesiyle taşlanarak…
* Zehra Karagöz (Şanlıurfa - 2003): Başka erkeklerle beraber olduğu söylentileri üzerine kocası tarafından kalbinden bıçaklanarak
Katledildiler.
Öncesinde de söylediğim gibi şiddetin coğrafyası olmadığını unutmamız gerekiyor. Kadına uygulanan her şiddet belli yörelerin sorunu değil toplumun tamamında görülmekte.
Aile içi yaşanan şiddette kadın kadar hatta ondan da fazla olarak çocuklar etkilenmekte. Çocuk, sadece erkek tarafından değil kadın tarafından da şiddete maruz bırakıldığında, sıralamada en mağdur olan taraf olmakta.
Oysa çocuklar öncelikle kadınlar için yaşama nedenlerinden biri olup, hayatlarının en vazgeçilmez, en kıymetli olan varlığı değil mi?
Peki, istatistiklere bakarsak Türkiye’de neler oluyormuş görelim.
Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddetle karşılaşıyor. Daha çok 7-9 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğruyor. 5-10 yaş arası çocukların yüzde 55'i ensest mağduru. Cinsel saldırganların yüzde 75'i tanıdık biri. Ensest olaylarında faillerin yüzde 50'si öz baba ve sırasıyla amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılardır.
Acil yardım hattını arayanların yüzde 57'si fiziksel şiddete, yüzde 46,9'u cinsel şiddete, yüzde 14,6'sı enseste ve yüzde 8,6'sı tecavüze maruz kalanlar tarafından oluşuyor.
Daha önce de uğradıkları şiddeti açıklamayanların % 48 lik oranını hatırlarsak bu sayıların daha ne kadar artacağını varın siz hesaplayın.
2009 Yılında sadece Ege’de yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarına baktığımızda ki; bunlar basına yansıyanlardır.
ÖLÜ SAYISI : 29 (Türkiye toplamının % 12)
TECAVÜZ MAĞDURU SAYISI : 16 (Türkiye toplamının % 10)
YARALAMA MAĞDURU SAYISI : 8 (Türkiye toplamının % 19,5)
DİĞER ŞİDDET TÜRLERİ MAĞDURLARI SAYISI : HENÜZ TESPİT EDİLEMEDİ ğini görüyoruz.
Bianet verilerine göre 1 Ocak 2009 – 30 Kasım 2009 tarihleri arasında ev içi şiddet, namus, cinsel saldırı ve diğer nedenlerle;
-41 kadın yaralanmış,
-228 kişi ise hayatını kaybetmiştir.
- Yine bu tarihler arasında cinsel taciz ve tecavüze uğrayan kadınların sayısı 173’tür.
Bunlardan
28 Ağustos 2009 da İzmir'de 59 yaşındaki eşi Köçer Kaya'yı bıçaklayarak öldüren 71 yaşındaki Mustafa Kaya "namusu" bahane etmiş.
Diğer cinayetlerin büyük bir çoğunluğu da bu bahaneyle işlendiler.
İffet yani namus olsun, hiddet olsun ya da herhangi bir sebep… Hiçbir neden insan öldürmenin haklı sebebi olarak gösterilemez. Ama ne yazık ki namus nedeniyle işlenmiş gösterilen suçlarda sanki hafifletici bir yan varmış gibi olan inanış ne yazık ki sürmekte…
Her kadın ölümünde bahane olarak namus kullanılmakta ve İnsanlar giderek bu yaşananları kanıksar hale getirilmekteler.
“Kol kırılır yen içinde kalır” gibi çağdışı bir inanışla maruz kalınan şiddete susmak insanoğlunun düşeceği en büyük yanlışlardan biridir diye düşünüyorum. Kol kırılır yen içinde kalmaz, kolu kırılan basbas bağırır ve yardım ister. Saklanıyorsa o kol sakat kalır.
Şiddet olaylarına sessiz kalmanın, görmezlikten gelmenin aslında bir insanlık ayıbı olduğuna inanıyorum. Böyle bir ayıptan temizlenmemiz lazım. Bu temizlik görevi de her zaman olduğu gibi kadınlara düşmekte. Şiddetin sadece fiziksel olarak değil sözel ve duygusal olarak da uygulandığını, maruz kalanın ruh sağlığı açısından ne kadar incindiğini de göz ardı etmemeliyiz.
Sevgili evladını şiddetten uzak tutmak, korumak isteyen her kadın, öncelikle kendi çocuğuna başkalarına karşı şiddet uygulamamasını öğretmek zorunda. Böylece ilerleyen yıllarda ( bu uzun bir süre olsa da) giderek sağlıklı bir topluma ulaşılabilinir.
Kol yen içinde kalmasın, kavga ailenin tuzu biberi olmasın, fikir tartışmalarıyla sorunlarını çözebilmeyi öğrensin insanlar.
Sözlerime son vermeden önce Amerikalı kadın yazar fannie Hurst’ ün bir sözünü de hatırlatmak istiyorum:
“Bir erkeği eğitin, bir insanı eğitmiş olursunuz. Bir kadını eğitin, bir aileyi eğitmiş olursunuz”
Fiziksel, sözel, cinsel veya duygusal hiçbir şiddetin yaşanmadığı bir dünya dileğimle…
Saygılarımla
Sedef kandemir
Kadın Yazarlar Derneğinin gerçekleştirdiği proje etkinliğini için hazırladığım çalışmadır
Yer: Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi
Nevzat Bener Salonu - 2009