
Yoğun bir karanlığa bürünmüştüm. Ağır ağır ilerlemeye çalışıyordum. Ellerimi göremiyordum ama her düşümde olduğu gibi yanı başımda duran, yüzünü hiç görmediğim o orta yaşlı adamın varlığını hissediyordum; seyrettiğim görüntüleri her zaman bana yorumlayan adamdı…
Karanlık öylesine yoğun ki; dokunsam bir kütlesinin olduğunu farkedecekmişim gibi geliyor bana. Adımlarım ağırlaşıyor, zorla sürüklüyorum kendimi. Oysa biraz önce aydınlık bir rüyanın içindeydim:
Bir sürü kedi dolaşıyordu etrafta, oturmuş onları seyrediyordum. Anne kediler kesik kesik soluyorlardı, ardından bebek kediler doğuyordu. Kanlar içindeydiler, göbek bağlarını anneleri dişleriyle parçalayıp koparıyor, sonrada afiyetle yiyorlardı. Bebekler çok çirkin görünüyordu, kanlı, yapış yapış tüyleriyle annelerine doğru sürünüyorlardı.
“Acele eden hayata tutunur” diye söylendiğini sandım düş rehberimin.
“ Birinin öleceğini bile bile neden dünyaya getirirler onu, üstelik herkes ölümden nefret ediyorken?”
Karanlık giderek artıyor, hangi yöne gittiğimi de anlayamıyorum. Düş insanı da oldukça suskun bu gece. “Susmak için bu rüyayı mı bekledin?” Diye sesleniyorum, cevap vermiyor.
Konuşmaya devam ediyorum:
- Aydınlık olduğunda kolay tabii, benim de gördüğüm şeyleri bana anlatmak kolay. Onbeş yaşımdan beri hiçbir düşümde yalnız bırakmadın neredeyse. Şimdi elimi, ayaklarımı göremiyorum hatta burnumun ucunu…Önceleri bana fırsat tanımıyordun, bak şu şöyle, bu böyle, bu masa, bu ağaç…Ne anlamı vardı varlığının, sen kendini ne sanıyorsun?
Karanlık yoğun, sessizlik ağırdı.
Düş, bedenim olmaya başlamadan biran önce çıkmalıyım buradan. Düş rehberim bile terk etti beni, korkmuş olmalı karanlığımdan.
Ellerimi, ayaklarımı, yüzümü göremediğim bu yerde kendime nasıl ulaşacağım?
Nefesimi tutup bir dalgıçkuşu olduğumu hayal etmeğe çalıştım. Daldığım bu düşü hızla terk etmem gerek; korkuyorum, kaybolmaktan korkuyorum.
Uyandım sonunda.
Sedef Kandemir - 2009
mevsimsiz.com yayınlandı