
DüşGünlüğüm
Tanımadığım bir odadaydım. Ben, daha iyi görmek istedikçe çevremdeki görüntüler giderek sisleniyordu. Ama ilerde geniş bir pencere olduğunu rahatlıkla görebildim.
(Korktuğumu sanmıyorum, heyecanlanmış olabilirim.)
Çocukça bir merak içinde ne kadar büyük olduğunu düşündüğüm bu pencereye doğru ilerledim; geniş, sağlam çerçeveleri vardı.
Boydan boya bir duvara sıkışmıştı düşüm. Hangi kapıyı açsam kırmızı tuğlalarla örülmüş bir boşluğa açılıyordu az önce. Şimdi ise o pencerenin önünde durup, koyu bir karanlığın yayıldığı yukarılara doğru çevirdim gözlerimi. Tek tük parlamaya başlayan yıldızları fark edene kadar seyrettim gökyüzünü.
Sonra sevinçle geriye döndürdüm başımı, aydınlıktı, her şey apaçık görülebiliyordu. Odanın ilersinde, bir mutfak tezgahının önünde bulaşık yıkayan, bana arkası dönük, yüzünü göremediğim bir kadın duruyordu, ona seslendim.
- “Anne yıldızlar parlıyor, bak!”
Annem olduğunu sandığım kadın cevap vermiyordu bana ama gülümsediğini hissedebiliyordum.
Tekrar karanlığa daldığımda, aniden bir hareketlenme olduğunu fark ettim. Yıldızlar hızla yer değiştirip bir kürsü oluşturdular, yine yıldızlardan oluşmuş üç adam kürsüde oturuyorlardı. Birbirleriyle hararetli bir tartışmaya girişmiş gibiydiler. Ellerinde tuttukları kalemleri uzatarak birbirlerini işaret ediyorlar ve sanki birbirlerini bir şeyle suçluyorlardı.
Sanki içlerinden biri benim onları seyrettiğimi gördü. Görmemem gereken bir şeyi gizlice seyrediyormuşum gibi bir duyguya kapılıp, gözlerimi kaçırdım görüntülerden. Sağa sola bakıp, karanlıkta gezdirdim gözlerimi.
Aydınlığın ortasında durmuş, kendini yıkadığı bulaşıklara kaptırmış kadın olanın bitenin farkında değildi.
- “Yıldızlar çarpışıyor, yıldızlar çarpışıyor, sonumuz geldi.” diye söylenmeye başladım kendi kendime.
Ardından sakinleştim.
Birbirimize sırtımız dönük, öylece bekledik. O aydınlığı, ben karanlığı seyrettim. O bulaşıkları yıkamaya, ben kavgayı izlemeye devam ettim.
“Karanlığa bürünmüş yıldızlar durdurmalı aralarında süren bu kavgayı” demek geldi bir ara içimden.
“Çek o burnuma uzattığın kalemi!” diye bağırabildim sadece ama sesimi duyamıyordum.
Yıldızdan çizilmiş kalemlerle işaret edip, suçlamak ne kadar kolay bu dünyayı.
Bu dünyayı!
Bu dünya!
Dünya!
Dün!
Kanter içinde
Uyandım sonunda.
Sedef Kandemir 2009
mevsimsiz.com'da yayınlandı