
Gün-1
Bu karanlık tünelin sonuna varmak üzere olduğumu düşünüyordum. Uzaklarda bir yerde hafifçe sızan bir ışık huzmesi gördüğüme adeta emindim. Tünelin sonu orasıydı sanırım.
Ama birden sürünmekten vazgeçip olduğum yerde kalakaldım; ileri gitmek ya da geri dönmek için tek bir istek kalmadı içimde, ilerlemek yerine oturup ışığa ulaştığımı hayal ettim…
Az ötede duran o minicik ışık huzmesinin içinde özgür olacağımı düşünmek tuhaf bir duyguya kapılmama neden oluyor ve bu hoşuma gidiyordu.
Özgürlük; hep hayal ettiğim ve nasıl olduğunu bilemediğim, yaşayamadığımı sandığım kavramdı. Anımsanmayacak kadar uzaklaşıyor benden, anlayamadığım bir şey kalkışıyor içimde, beni tutsak alıyor, kımıldayamıyorum. Bugün çok üzgünüm.
Gün-2
Hayal ettiğim ve özgür olacağımı düşündüğüm ışığın içinde ilerleyebilirdim sanırım, sınırları yok diye umuyordum. Ama tutkum hayallerimin gerisinde kalıp onu benden uzaklaştırdı ve ben o ışık huzmesinin varlığından bile emin olmadığımı farkettim…
Sıkışıp kaldığımı hissettiğim bu karanlık tünelde hareketsiz bekliyorum. Sadece derin bir ıssızlık, sessizliği ile sarılıyor ruhuma. Ruhum olduğunu da nereden uydurdum şimdi hiçbir şeyden emin değilim eskisi kadar.
Gün-3
Arzularım inanılır bir hayale dönüşmedikçe, bu tünel beni rahatsız etmezdi.
Dua ediyorum, ardından sessizliği dinliyorum, “Duanız kabul edilmiştir” diyebilecek bir belirti olmadığından, kendim kabul etmek zorunda kalıyorum duamı.
Yoksa bu ışığı değil fark etmek, varlığını bile düşünemezdim. Umut, iyi ki vardı.
Bu aklıma gelir gelmez de umut olmasaydı daha mı iyi olacaktı diye düşünmeye başladım birden… Evet, ya olmasaydı, hayal edemezdim ışığı. Bu karanlık tünelin içinde olduğumu farkedemezdim, dar ve karanlık bir yerde olduğumu ve bunun dayanılmaz olduğunu hissedemezdim.
Gövdemle ya da ruhumla sürünmek bana zor gelmeyecekti. Of, pişmanlıklarla dolu bir gün daha bitti…
Gün-4
Zor gelmiyordu sanırım eskiden, hatta eğlenceli bile oluyordu. Tünel bana yetiyordu.
İsimler uyduruyordum, tabii güzel isimler; yıldızlar gibi, bulut gibi renklerle beziyordum. İçinde süründüğüm bu kapsüle de tünel dedim mesela. Bir ucundan diğer ucuna süründüğüm kapsülümün varlığını umut adını taktığım istekler saldırısı başlamadan önce çok seviyordum.
Bu istekleri de sırayla isimlendirdim; hayal, umut, mutluluk ve bir sürü isim… haa!Tutku mesela.
Bir adım da vardı. Etrafımda ki sayısız fısıltıların arasından seçtim sözcüğü. Kulağıma çalındığına göre genel olarak sürüngen deniyormuş bize. Ben solucan’ı tercih ettim.
O zaman, Sayısız tünellerle çevrili olduğumu gördüm. Burada yaşayanlar (Ne güzeldiler) onlar özgürdü, mutlu olduklarını söylüyorlardı.
Neden ben böyleyim? Şimdi kımıldayamıyorum, ışık yanıltıcı olabilir mi?. Geri dönemem, artık hiç bir şey eğlenceli de olamaz. Umut olmasaydı hayal olmazdı, düş olmasaydı fark etmeyecektim… Fark etmeyecektim, fark etmeyecektim
Kendini tekrar eden bir gündü…
Gün- 5
Bana tünel sonsuza kadar sürecek gibi gelirdi eskiden ve onu benim var ettiğimi unuturdum.
Var ettiğimi diyorum çünkü kimileri öyle diyor ( yoksa ben mi öyle düşünüyordum) Ne düşünürsek o olurmuş. Yaşadığımız her şeyi kendi inançlarımızla var edermişiz. Öyleyse aklımı kaçırmış olmalıyım, bu dar alanda mutlu olabileceğimi nasıl hayal edebildim?
Ayrıca eskiden kendi kendime bölündüğümü de zannederdim. ( istemsiz miyim?... Anımsamıyorum, farzediyorum sanki bir şeyleri) oram buram süründüğüm yerde kalırdı, eksilirdim ve tekrar toparlanmaya çalışırdım. Ölüme en dirençli canlıyım diye düşünürdüm, yok oluşa kafa tutar gibi davranıp eğleniyordum hayatla.
O koskoca yaratıkların beni bilerek böldüklerini göremeyecek kadar küçüktüm o zamanlar.
Onların gökyüzüne değecek kadar büyük olduklarını görmeme imkan yoktu. Bedenleri tuhaftı, dört garip uzantılar vardı bedenlerinin yanlarında, ikisi ile dikey olarak duruyorlardı yeryüzünde. Sonra uçları saçaklı yan uzantılarıyla bizi koparıyorlardı eğilip. Her kopan parçamızda tutkularımızı, hayallerimizi, düşlerimizi, bir sürü masum duygumuzu yitiriyormuşuz. Bunu da sonradan farkettim.
Onlardan kaçmayı akıl edene kadar sürdü o sahte mutluluğum. Kendi kendime kaldığımda sorgulamalarım başlamıştı. Mutsuzluk en azından somutlaşmıştı ve belki bir işe yarardı bu durum.
O güçlü yaratıkların elinde sonsuza kadar bölünmeye mahkum solucanların başına gelen hikayeler dayanılmaz acı veriyordu bana. Hüzünlü bir gündeyim…
Gün-6
Ulaşmayı düşündüğüm ışıktan korkup olduğum yerde kalakaldığım kaçıncı gün bugün? Garip dürtüler var içimde ama kımıldayamıyorum. Tünel çok karanlık artık ışığı da göremiyorum. (Göreceğimi nereden uyduruyorum? Gözlerimin kör olduğunu da söylüyorlar.)
“Eminim; ışığı gördüğüme eminim, umut olamaz”
Tekrar çoğaltmaya başlamalıyım kendimi, ruhumdan eksilen çok şey var. Kendime yeni galeriler yaratmalıyım, yoksa dayanamayacağımı hissediyorum.
Keşke o güçlü yaratıkların yerinde olsaydım. O çirkin görüntüye bile katlanabilirdim eğer yerlerinde olabilseydim.
Özgür olmayı başarabilirdim en azından. Onların yerinde olsaydım solucanlara eziyet etmeği aklıma bile getirmezdim. Bir sürü sorunları var solucanların onlarla ilgilenirdim. Ya da kendime benzeyen diğerleriyle bir araya gelip soru sorardım;” özgürlük nedir?” diye…
Keşkelerle dolu bir gün daha, giderek reflekslerim yavaşlıyor.
Gün-7
Bir solucanın ömrü on beş günmüş genelde. Bunu duyduğum an sanki kaynar sular döküldü başımdan aşağı. Bu doğruysa eğer bugün benim son günüm…
Günlük tutmaya ömrümün yarısında karar verdim. Ömrümün yarısı öğrenmeğe çalışarak, diğer yarısı öğrendiklerimin ne işe yaradığını anlamaya çalışarak geçti…
Aklımda kalacak tek şey sadece bu karanlık olacak…
Ne üzücü bir an bu.
Mecburen yine hayal kuracağım son saniyelerimde bile…
İsterdim ki; ışık olsaydı, bu kazılması zor, sert toprağı oymakla geçmeseydi zaman.
Oramı buramı koparıp acı veren o yaratıklardan kaçmadan, mutlu bir tebessümle gökyüzünü seyredebilseydim. İstediğim bulutlar ve toprak arasında kalan boşlukta özgürce doğayla haşır neşir olmaktı…
Keşke düşlerimi yaşasaydım, bir hayal gibi geçip gitmeseydi bunca değerli gün.
Keşke korkmasaydım.
Çok mu geç kaldım?
Sedef Kandemir 2008
Yırtık Sayfa İnternet Dergisi’nde yayınlanmıştır